Bu Blogda Ara

Mersin'in Kuruluş ve Gelişim Yılları

  • Kuruluş Yıllarında Bölgede olup bitenler
  • Yabancı ve Yerli Kaynaklara Göre Kuruluş ve Gelişim
  • Mersin Adı Nereden Gelmiştir
Mersin'in bulunduğu yer Anadolu'nu en eski yerleşim bölgelerinden birisi olduğu halde, Mersin Türkiye'nin en yeni şehirlerinden birisidir.

Mersin'in hangi tarihte kesin olarak kurulduğunu belirten bir belgeye tesadüf edemedik. Belki Osmanlı arşivleri iyice incelense resmi kaydı gösteren bir belge bulunabilir. Ancak, kesin kayıt bulunmamakla birlikte, gerek yerli gerekse yabancı kaynaklardan bu konuda bazı fikirler edinmek mümkün olmuştur.

Kuruluş tarihi 1830 - 1836 yılları arasındadır. Bu konudaki dayanaklara geçmeden önce, bu tarihlerde Mersin'in bulunduğu bölgede olan bitenleri kısaca görmekte yarar buluyoruz. Çevredeki olayların kurulmakta olan Mersin'in geleceğini belirlediğine ve etkilediğine inanıyoruz. Özellikle, Mısırlı İbrahim Paşa kuvvetlerinin bölgeyi işgal edip burada 8 yıldan fazla kalmasının, ekonomik, sosyal ve tarımsal yönden bölgeye büyük etkileri olmuştur.

Kuruluş Yıllarında Bölgede olup bitenler
19.yy'lın ikinci yarısına girilirken, Osmanlı İmparatorluğu büyük bir karmaşa içerisinde idi. Rus savaşları, Yunan ihtilali, İran-Osmanlı savaşı, Yeniçeriliğin kaldırılması, Fransızların Cezayir'i işgali, Mısır Valisi Kavalalı M.Ali Paşa'nın isyanı gibi.
Bölgenin tarihi konularına göre çok gelişmiş olması gereken şehirlerinden Adana ve Tarsus, o tarihlerde gezginlere göre şu durumdaydı:
  • 1825 yılında Adana'ya gelen Labord adlı Fransız, "Voyage de L'Asie Mineure" isimli eserinde Adana'yı şöyle anlatıyor."...Kasabaya girince alçak ve perişan evler, çamurlu sokaklar ve resmi bina ve müesseselerin bulunmayışı insanın derhal fikrini geliştirir. Yalnız şurasını da söylemek lazımdır ki, zenginlik ve çamur şarkın bütün şehirlerinde görülegelen şeylerdir".
  • Charles Texier de "Küçük Asya" adlı kitabında "...Adana'nın diğer Türk şehirlerinden daha hazin olduğu, evlerin caddeye nazır pencereleri olmadığı için, sokak diye sanki tuğladan iki uzun duvar arasında gidildiği sanılır" demektedir.
  • 1836 yılında Tarsus üzerinde Adana'ya gelen ve İbrahim Paşa tarafından bölgenin madenlerini incelemek üzere davet edilen madenci Rusegger, "...Ağustos'un beşinci günü Adana'da kaldım. Göz kamaştırıcı gün aydınlığı içinde gördüğümüz bu şehir üzerimde, Tarsus'tan daha fakirane bir tesir bıraktı. Adana, Maraş'la müşterek bir paşalıktır. Paşa'yı ziyaretten sonra çarşıyı dolaştık, burası perişan bir haldedir ve alakayı mucip hiç bir şey yoktur."
Mısırlı İbrahim Paşa Çukurova'da
İbrahim Paşa'nın Çukurova'yı 9 yıla yakın işgal altında bulundurması, sosyal ve ekonomik yönden çok önemli bir olaydır. Bunun ekonomik yönünü Tarım bölümünde inceleyeceğiz.
Osmanlı Padişahı II.Mahmut'un, İmparatorluğun Valileri üzerine sıkı tedbirler alması ve merkeze bağlılıklarını arttırmak teşebbüsleri Mısır Valisi Kavalalı M.Ali Paşa'yı endişelendiriyordu. Bu arada bir kısım Kölemen Çerkezlerinin yine Osmanlı toprağı olan Filistin'e kaçması ve bunların iadesi isteğinin Filistin Valisi tarafından reddedilmesi isyanın bahanesi oldu. M.Ali Paşa, 43 yaşındaki büyük oğlu İbrahim Paşa'yı 40.000 asker ve 23 parça gemiden oluşan müteşekkil donanma ile 10 Ekim 1831 tarihinde Filistin üzerine yürüttü. Mısırlı askerlerin ekseriyeti yine Türk ve Çerkezlerden mürekkepti. Osmanlı ordusu yenildi ve Ağustos 1832 tarihinde İbrahim Paşa Çukurova'yı işgal etti. 1833 Kütahya anlaşması ile Anadolu'yu boşalttı ise de, birçok Osmanlı eyaletleri ile Çukurova da kendisine bırakıldı. 1841 yılına kadar bölgede kaldı. Ordusunun ikmalini Kazanlı iskelesinden yapmakta idi ve Mısır'a gidiş gelişlerinde burasını kullanıyordu.

Kavalalı (Mısırlı) İbrahim Paşa
İbrahim Paşa, bölgede bir işgalci değil adeta bir kurtarıcı olmuştur. Sosyal yaşantıya yön vermiştir. 9 yıl süren işgali süresince, hiçbir yerde tek rüşvet ve irtikap olayına rastlanmamıştır. Hak edilen ücretler tam olarak ödenir, angaryaya fırsat verilmezdi. Halkın şikayetleri dinlenir ve hafta sonları nerede olursa olsun İbrahim Paşa'ya iletilirdi. Haksız bir iş yapıldığında bu giderilirdi. Bu gibi durumlar bölge halkı üzerinde olumlu etki yapmış ve İçel bölgesi dahil, civar vilayet ve kasabalardan Paşa'nın huzuruna gelen heyetler memnuniyetlerini kendisine aktarmışlardır.

Mısır ve Suriye'den getirilen işçilerle bölgenin ekonomi ve tarımının gelişmesine katkıda bulunmuş, bataklıkları kurutmak suretiyle bölgeyi kasıp kavuran sıtmanın kökünü kurutma planları hazırlamış, sulama kanalları projeleri yaptırmış ve Avusturya'dan getirttiği uzmanlara bölgenin maden durumunu tespit ettirmiştir.

Kuruluş ve Gelişim

Mersin'in kesin kuruluş tarihini tespit eden bir belgeye rastlamadığımızı, yerli ve yabancı yayınlara göre kesin olmayan bir rakam tesbit ettiğimizi daha önce belirtmiştik. Bu konuda yazılanlara gelince:
  • Kinneir isimli bir İngiliz bölgede gezi yapmış, Tarsus ve Adana'dan bahsetmiştir. 1814 tarihli bu gezide Mersin diye bir şehir olmadığından, bundan bahsetmemesi bir eksiklik değildir.  (Cacavs: Kinneir "Journey through Asia Minor, Armenia and Koordistan" adlı kitabında her ne kadar Mersin diye bir yerden bahsetmese de, Tarsus'ta kaldığı 10 günlük süre içinde tanıştığı Castillian adlı bir tüccarın Tarsus'un 12 saat Güney-Batı istikametinde bazı Rumköylerinden bahsettiğini, bir anfitiyatro, 200 civarında sütunun süslediği bir yol ile demir kenetlerin takılı olduğu taş bir rıhtımdan bahseder ki Soli harabelerinden söz ettiği açıktır. Kinneir'in antik Soli'yi ve Silifke'yi ziyaret etme istediğini yolların haydutlarla dolu olduğunu söyleyen Tarsus Mütesellim'i engeller...)
  • Yine çevreyi gezen Labord adlı Fransız da, Adana ve Tarsus'tan bahsetmiştir. 1825 tarihli bu gezide de Mersin hakkında bir bilgi yoktur. Anvak bu tarihten sonraki gezilerde az veya çok Mersin hakkında bilgilere rastlıyoruz.
  • Charles Texier, Türkçeye de tercüme edilmiş olan "Küçük Asya" isimli eserinde çevredeki şehirlerden ve bölgeden bahsediyor. Kilikya bölümünde ise Silifke, Tarsus ve Adana hakkında tarihi bilgiler veriyor. Ancak Mersin hakkında verilen bilgiler çok az. Mersin'in Zephirium adlı eski bir şehrin üzerinde kurulmuş olduğunu, yarım asır önce gemilerin Kazanlı'ya yanaşabildiğini, şimdilerde bunun güç olduğunu bildirmiştir. Texier, Küçük Asya gezisine 1832 yılında başlamış ve 1862 yılında adı geçen kitabını yazmıştır. Bçlgeden, kitabın son cildinde bahsettiğine göre, tarih olarak yine 1832'den sonraki bir tarihi kabul etmek doğru olur.
  • Victor Langlois, Kilikya gezisini 1853 yılında yapmıştır. 1861 yılında Paris'te basılan "Eski Kilikya" ismi ile çevrilen "Voyage dans La Cilicie" adlı eserinde, Kilikya'nın coğrafi durumunu, yer zenginliklerini, sosyal yaşamı, eski eserlerini, tarihini anlattıktan sonra, Silifke'de doğuya doğru bölgeyi anlatıyor. Mersin'e yaklaşırken Mezitli'den başlıyor ve "...Pompeipolis ve Soli şehir harabeleri aralarından geçen bir su yolu ile ayrılır", diyor. Belki bu su eski yazarlardan Piline'nin bahsettiği Liparis Çayıdır.
  • Vitruve adlı bir başka yazar, Liparis çayının suyu yağlı olup, bu suda yıkanınca ilaç hizmeti görüyor diyordu. Öte yandan, Amiral Beaufort, Soli'nin 6 mil kuzeyinde karakız ve zift kaynakları bulmuştur. Mısırlı İbrahim paşa da bu kaynaklardan yararlanmıştır."
"...Mersin'e giderken, Yumuk Şatosu solda kalır ve bir Türk köprüsünden geçildikten sonra Mersin şehrine varılır. Deniz kenarında güzel evler vardır ki, burası eski Zephirium şehridir. Aynı isimle sahilde başka şehirler de vardır. Mersin, Elize rüzgarlarına maruz kalmakla beraber bu havalinin en büyük iskelesidir."

Bunlardan başka Mersin'de, Tarsus Fransız Konsolosu Jille tarafından 27 Kasım 1836 tarihinde Fransız Dış İşleri Bakanı Teber'e yazılan mektupta, denizden 10 metre kadar kenarda, dalgalı zamanlarda suların kapladığı, tuğladan yapılmış mezarların bulunduğu, ayrıca bu mezarların batısında lahit şeklinde başka mezarların da bulunduğunu, bir duvar ile çevrili bir mezhub ağacının ahali tarafından kutsal sayıldığını, Saint George adında bir mabedin mevcut olduğunu ve beyaz bir mermer üzerinde ata binmiş bir azizin resmi olduğu yazılıdır.

Mersin, 1852 tarihine kadar bir köy olduğu halde hayli gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Mersin Adı Nereden Gelmiştir
Mersin'e niçin Mersin dendiği hususunda değişik fikir, rivayet ve hatta efsaneler yazılmış ve söylenmiştir. Civarda çok yetişen ve Akdeniz İkliminin tanıtıcı bir bitkisi olan ve Arapların Hambales dedikleri, Myrtus - Murt - Mersin ağacı nedeni ile Mersin adı verildiği iddiası en yaygın olan tanımdır.

Evvela bu konudaki efsaneden bahsedelim. Bu efsaneye göre Mersin adı Kıbrıs Kralının kızı Mryna'dan gelmiştir. Tanrıça Afrodit'in lanetine uğrayan Mryna babasına aşık olmuş ve onun yatağına girmiş. Kral yatağına girenin kızı olduğunu görünce, kılıcını çekerek onu öldürmek istemiş. Ancak, tanrılar kıza acımışlar ve onu Mersin kıyılarına çıkarmışlar.

Vital Cuinet, "La Turquie D'Asie" isimli eserinin 51. sayfasında aynen "...zamanında Mersin "Zephirium" adını taşırdı. Bu günkü ismi, çevresinde bol miktarda bulunan "Murt" ağaçlarından kaynaklanmaktaydı" diyor ve ayrıca Mersin kelimesinin Yunancada Murt anlamına geldiğini ilave ediyor.

Osmanlı Padişahı Abdülmecid'in annesi ve II. Mahmut'un kadınlarından hayırsever insan, Bezmi Alem Valide Sultan'ın, Mersin'e geldiği zaman Murtluklar arasından geçerken, şehrin adının Mersin olmasını önerdiği de rivayet edilmektedir.

İspanya'nın Granada kentinde bulunan Elhamra Sarayı'nın avlusunda Mersin bitkisi bulunduğundan, buraya "Mersinliler Avlusu" ismi verilmiştir.

Diğer görüş, Mersin adının bir bitkiden değil, bir aşiret olan "Mersin Aşireti"nden geldiği şeklindedir. Bunu doğrulayan kesin deliller de mevcuttur. Evliya Çelebi, "Seyahatname"sinde, "...Kırk elli evli Hacı Alaittin köyünü geçerek, Gerendir nehrinden sonra Mersinoğlu denilen 70 evli bir Türkmen köyünde misafir olduk. Sabahleyin yine deniz kenarında 3 saat gittik.." demek suretiyle Mersin civarında bu isimde bir Türkmen köyünün bulunduğunu anlatmaktadır.

3 yorum:

kurti dedi ki...

Merhabalar. Mersin hakkında detaylı bilgiye sahipsiniz sanırım. Ben Mersin de Kagiraki diye bir yer arıyorum. 1896 yılında Alman bir botanist (bitki bilimci) bu kaydı vermiş. Ben Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde biyoloji bölümünde çalışan bir bitki bilimciyim. Şimdi bu Kagiraki denilen yerden toplanan bitkileri toplamam gerek. Bana yardımcı olursanız sevinirim.

Erdal Karakaşoğlu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
TERK EDEN ELBİSTAN dedi ki...

Mersin'in adının BİR TÜRK AŞİRETİ OLAN MERSİN AŞİRETİNDEN gelmiş olacağını neden kimse düşünmez. Bu aşiret gelerek İçel bölgesine yerleşmiştir. İç El, yani İÇ İL adı ile Türklerin yerleşim alanlarından biridir.