Bu Blogda Ara

Şehir İmar Planları ve Konutlaşma

Mersin şehri İmar planı, 1932 yılında dünyaca ünlü Avusturyalı Şehirci Prof. Jansen tarafından yapılmıştır. Aynı kişi Ankara'nın da planını yapmıştır. O tarihlerde, şehrin bugün alacağı durum dikkate alınmamış ve bilinen merkez mahalleleri olan kapsamına alınmıştır. Mersin'in eski mahallelerinden Mesudiye, Camişerif gibi mahallelerde birbirine paralel muntazam sokaklar mevcuttur. Ancak bir çok yerde cadde ve sokaklar ile ada parseller küçük tutulmuştur.

Şehirdeki limanın bir kısmı çevrilerek küçük balıkçı teknelerinin ve yatların sığınabileceği bir yat limanı haline getirilmiştir. Adnan Menderes Bulvarı'nın sonunda bulunan ve denizin doldurulmasıyla elde edilen yeni arazide de büyük bir marinanın yapılmasına başlanmıştır.

KONUT SORUNU

İlkel çağlarda korunmak için doğal barınaklar, mağara ve ağaç kovuklarını bulan insanlar, insanoğlunun geçirdiği evrim paralelinde barınma ihtiyaçlarını da geliştirmiştir. Sazdan barakalar, zamanla toprak damlı taş binalara, etrafı surlarla çevrili kalelere ve modern kentlere dönüşmüştür. Doğal nüfus artışı ve insanların birlikte yaşama mecburiyetleri, değişik alanlarda, değişik yoğunlukta yerleşim alanları oluşturmuştur.

Kimi insanlar kırsal alanlarda, kimileri ise kentlerde yaşama yolunu seçmişler ve böylece köylüler ve kentliler olarak iki ayrı sosyal sınıf oluşmuştur. Özellikle ulaşım imkansızlıkları bu iki değişik sosyal oluşumun birlikteliğini ve etkileşimlerini engellemiştir.

İnsanlığın sanayi toplumuna geçişi, kara ve demiryolu ulaşımındaki gelişme, kırsal alanlarda yaşayanlarla kentte yaşayanların ilişkilerini hızlandırmıştır. Sanayide insan gücüne olan ihtiyaç, kentsel yaşamın çekiciliği ve diğer birçok etken belli bir süreçte köylülüğün çözülmesine ve kırsal alandan kentsel alanlara yönelişe neden olmuştur.

Pek çok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de köylülüğün çözülmesi ve kırdan kopuş dolayısıyla kentleşme, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hızlanmıştır. Bu süreç yarım yüzyıldır devam etmektedir. Türkiye ekonomik gelişme içine giren her ülkenin yaşaması kaçınılmaz olan bu evrensel süreci hala yaşamaktadır. Ülkelerin yaşadıkları kentleşme deneyimi bu dönüşüm sırasında izledikleri ekonomik gelişme stratejileri ile siyasal rejim ve yöntemlerinin niteliklerine göre farklılık göstermektedir.

İç pazara hapsolmuş ülkemiz ekonomisi özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası tarımda modernizasyona ağırlık verilerek dışa açılma sürecini başlatmıştır. Bu dönem demiryolu ağırlıklı ulaşımdan kara yolu ağırlıklı ulaşıma geçiş dönemini kapsamaktadır. Ulaşım sorunundaki gelişim köy-kent ilişkisinde yeni gelişmelere sebep olmuştur. Özellikle 1980'li yıllarda Türkiye'nin ekonomik politikalarında önemli değişimler yaşanmış, içe dönük ekonomik politikalar, dış dünya ile bütünleşme sonrası önemli bir aşama kaydetmiştir. Tarımsal kesim bu dönemde yerel pazarlar için sınırlı artık üreten yapıdan ulusal ya da uluslararası pazarlar için uzmanlaşmış üretim yapan bir yapıya ulaşmıştır. Bu dönüşümle birlikte gelişen tarımsal üretim teknolojisi tarımın verimliliğini arttırırken, kırsal kesimden büyük kopuşlara neden olmuştur. Köyden kente olan göç olgusu 1980 sonrası uygulanan koruyucu ve popülist uygulamalara bağlı olarak bir nebze de olsa yavaşlamış, ancak bu dönemde yani 1980 sonrasında bu sefer de kentler arası göç hızlanmıştır. İş olanaklarının olmadığı veya çok az olduğu yörelerden iş olanaklarının daha çok olduğu gelişmiş bölgelere ya da büyük kentlere hızlı bir göç yaşanmıştır.

Türkiye'nin son yarım asırlık gelişmişlik düzeyi ve ekonomik değişimlerine bağlı olarak gelişen, kırdan-kente ve kentten-kente süren göç olgusu doğal olarak Mersin'i de çok yakından etkilemiştir. Bu etkenler Mersin'in coğrafi konumu, iklimsel özellikleri, ticaret ve ihracat merkezi olarak hızlı gelişimi ile birleşince kentsel yapısı hızla bozulmuş, 15-20 yıl gibi kısa bir sürede kent insanımızın hiç de hakketmediği, yeşili yok olmuş, denizi kirlenmiş, sahili taş yığını haline gelmiş bir kente dönüşmüştür.

Tüm canlılar var oldukları andan itibaren başlarını sokacak bir konuta sahip olmanın uğraşı içinde olmuşlardır. Bu özellikle sosyal güvenceden yoksun, bu güvencesi yıllardır ihmal edilmiş Türk insanı için ekmek su kadar gerekli bir ihtiyaç olarak görülmüştür. Belki de bu nedenle inşaat sektörü katma değer ve istihdam açısından tarımdan sonra en önemli sektör olmuştur. İnşaat sektörünün bu denli hızlı gelişme göstermesine karşın Türkiye'de olduğu gibi Mersin'de de konut sorunu temel sorun olma özelliğini korumaktadır.

Mersin'in nüfusu doğal artışın yanında önemli bir ihracat merkezi, liman kenti ve Serbest Bölgenin kurulmasına bağlı olarak çok hızlı bir gelişim göstermiştir. İlimiz, 1990 genel nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfus artış hızı bakımından 73 il arasında 6. sırayı alırken, süreci 20 yıl civarında tarihlenebilecek bir iç göçün ev sahipliğini yapan Mersin, Türkiye'de kent merkezi nüfus artış sıralamasında en yoğun nüfus artışı ile ilk sıraları almaktadır.

Mersin, tarihi geçmişi sadece 110 yılla sınırlı olup da bu kadar hızlı büyüyen ender kentlerimizden birisidir. Sosyal anlamdaki bu hızlı büyüme elbette ekonomik gelişmenin bir uzantısı olarak oluşmuştur. Mersin'e iş kurmak için gelenlerin yanında, iş bulma umuduyla gelenler azımsanmayacak sayılara ulaşmaktadır. Özellikle 1983 yılından sonra Mersin Serbest Bölgesi'nin kurulacağı haberinin yarattığı iş ve istihdam ümidi kentimize olan göçte çok etkin olmuştur.

1983-84-85 yıllarında nüfusunu Mersin'e naklettirenlerin toplamı 46.250 kişidir. Bu rakam sadece 1986 yılında 36.204 kişiye yükselmiştir. 1986-1995 arası 10 yıllık sürede Mersin'e 67.890 kişi göç etmiştir. 1986 yılında odamıza kayıt olan 341 hakiki şahıstan 105'i 740 şirket ortağından 334'ü diğer illerden gelmiştir. Bu oran 1994 yılında hakiki şahıslarda 91, şirket ortaklarında 1.627 kişi, 1995 yılında ise hakiki şahıslarda 107, şirket ortaklarında ise 1.807 kişidir.

Çok değişik kültürlerden kopup gelen bu insanlar, kentimizin sosyal yapısı içinde iki değişik alanda kümelenmiştir. İş kurmak amacı ile gelenler ekonomik yapıları gereği daha iyi ve konforlu konut ihtiyacını arttırırken, iş umudu ile gelenler, terörden kaçarak gelenler veya diğer sebeplerden gelenler genel olarak gündüz kondu diyebileceğimiz yol, su, kanalizasyon gibi alt yapıdan yoksun ve gayri sıhhi konutlarda şehrin dış semtlerinde yerleşmişlerdir.

Özellikle İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde kaçak yerleşimler, bunun kent yapısına verdiği zararlar, insanların çektiği acılar yazılı ve görsel basında hemen her gün evimizin içine kadar girmişken, günümüzde mahalli idarelerin, yöneticilerin kentimizdeki bu kaçak yapılaşmayı görmemeleri, görmezlikten gelmelerini anlamak mümkün değildir.

Mimarlar Odası Mersin Şubesi'nin tespitlerine göre Mersin'in nüfus oluşumu; %17 eski Mersin'li, %25 İçel'in diğer ilçelerinden gelenler, %28 Doğu ve Güneydoğu Anadolu, %10 Karadeniz, %20 ise diğer iller ve geçici yerleşenlerden oluşmaktadır. Bu oluşumun, Mersin'in ticarete dayalı nerede ise bir asırlık kentleşme ve kültür geleneği içinde hemen yoğrulmasını beklemek, sorunlara karşı gözlerimizi yummaktan öte anlam taşımaz. Diğer bir ifade ile küçük liman kenti eski Mersin, bir büyük kentsel merkez olmuştur. Ancak bu gelişim çarpık bir gelişmedir. Kent ve kentli olma kavramı yeni bir sorun olarak birlikte ele alınmalı, ayrı kültürden insanları birleştirecek yeni yapılaşma modelleri bulunmalıdır. Kent merkezi ve kent çevresi (Varoş) olarak iki ayrı yaşam tarzının kökleşmesine izin verilmemelidir. Bir kısmı villalarda,konforlu dairelerde, bir kısmı her türlü alt yapıdan yoksun insanın yaşayamayacağı, gece kondu veya gündüz kondularda yaşayan bu insanların aynı sosyal çevrede yaşaması sağlanacaksa sosyal eşitsizliğin en gözle görülür göstergesi olan konutlaşmadan işe başlanmalıdır.

Kent gelişim alanı olarak Mersin, buna elverişli şartları bünyesinde taşımaktadır. Anadolu insanı yüzyıllardır iç içe kardeşçe yaşama kültürüne sahiptir. Yeter ki yetkililer sorumluluklarının gereğini yerine getirme becerisini ve iyi niyetini gösterebilsinler. Bu bağlamda karşılaşılan ilk sorun, kentlerin büyümesini ve dönüşümünün ne ölçüde bir plan içinde gerçekleştirilebileceğidir. Türkiye'de olduğu gibi kentimizde de imar disiplininin sağlanamadığı, bunun için de sık sık imar afları yapıldığı bilinmektedir. Buna karşın bazı kentlerin modernist planlama yaklaşımını başarı ile uygulayabildiği de bir gerçektir. Bu konuda Konya ilimiz iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Konya'da 1965 yılında açılan bir kent planlaması yarışmasından sonra başarılı bir kentsel toprak politikası izlenmiş, kentin gelişmesine yeterli arsa üretilmiş, konut alanları, Organize Sanayi Bölgesi, Küçük Sanayi Siteleri, otogar, fuar, park yapımları gerçekleştirilmiş ve kentin tarihi çekirdeği etrafındaki baskılar hafifletilerek kentin yeni toplumsal koşullara uygun dönüşümü başlatılmıştır. Tüm bu oluşum belediyelerin değişik siyasal partiler arasında el değiştirmesine karşın başarılmıştır.

İller Bankası'nın imar planı olan belediyelere sağladığı imkan ve olanaklardan ve belediye olarak yeni kaynaklar yaratarak Konya, Kayseri, Kırşehir, Gaziantep, Denizli, Çorum ve benzeri illerimizin oluşturdukları kent dokusunu sağlamak, politik çıkar ve çekişmeler bir kenara bırakıldığında hayal olmaktan çıkacaktır.

Kentlerin çevresinde spekülatif amaçlı arsa mülkiyetinin konut üretimi ile ilgisi olmayan kişilerin ellerinde toplanmasını önlemek için caydırıcı önlemler alınmalıdır. Özellikle imara açılacak yeni alanların belediye mülkiyetine geçmesi sağlanmalı, oluşturulan imar parselleri üretilecek konutların yüksek spekülatif karlarla satılmayacağını taahhüt edecek konut yapımcılarına şeffaf yöntemlerle satılmalıdır. İmarlı arsa üretimi hızlandırılmalı, kat karşılığı anlaşmalarla daire elde edilmesi vergi kapsamına alınmalıdır.

Kentsel arsa üretimini ve vergilendirilmesini yeniden düzenleyen bir yasanın öncelikle çıkarılması gerekmektedir. İmara açılacak arsalardan elde edilecek rantların kentsel alt yapı sunumunun finansmanında kullanılmasını sağlayacak yeni bir vergi finansman sistemi kurulmalıdır. Büyük şehir belediyelerinin bünyesinde birer arsa ofisi kurularak belediyelerin arsa geliştirme faaliyetlerini yasal sınırlamalarla kısıtlamadan yürütmelerine olanak verilmelidir.

İmarlı arsa üretimini hızlandırmak üzere imar planının yürürlüğe girmesinden sonra İller Bankasından finansman desteği sağlanmalıdır. Hazine arazilerinin belediyelere devri kolaylaştırılmalıdır.

Yukarıdaki çözüm önerileri halen uygulanan örneklerdir. Kent insanımızın ve özellikle Mesleki kuruluşlarımızın yaratıcılığı teşvik edildiğinde mutlu bir kent için çok değişik plan ve proje oluşacaktır. Bilgi çağında yaşadığımız bu gün mimarlık ve mühendislik hizmetlerine, uzmanlığa ve meslek insanlarına her kademede daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.

Belediye Meclislerinde planlama kararları görüşülmeden önce, meslek örgütlerinin danışmanlığına baş vurulması ve bu uygulamanın kurumlaştırılması, konut sorununda ve modern Mersin'in oluşturulmasında önemli bir adım olabilir. Belediyeler ve diğer kamu kuruluşları ve özel kuruluşlarca yeni teknolojiler üretecek bilimsel çalışmalara kaynak ayrılması sağlanmalıdır.

İnsanın temel ve vazgeçilmez haklarından barınma hakkının, ama insanca yaşanabilecek barınaklarda yaşama hakkının tanınması, sağlıklı bir kentte ve konutta ve daha yeşil bir çevrede yaşamın sağlanması için, yapı ve tesislerin projelendirilmesinden bitimine kadar idari ve mesleki boyutlarıyla yerel yönetimler ve Meslek Odaları tarafından denetlenmelidir.

Çevresel değerlerin korunabilmesi, yaşanabilir kent formlarının elde edilebilmesi, arazi kullanma planları yapmanın anlamlı olabilmesi için, toprak sahibi olan bir kimsenin sonuçları ne olursa olsun, bu toprak içerisinde yapı yapma hakkı, kentlerde yeşil alanların oluşturulması ve ekolojik olarak hassas bölgelerin korunması şartlarına engel teşkil ediyorsa yapı yapma hakkı engellenebilmelidir.

Kentimizde çok katlı yapılaşma geriye dönüp bakıldığında gözle görülecek kadar yakındır. Çok katlı binalarda otopark mecburiyeti yıllardır var. O zaman neden araçlarımız kaldırımlarda park ediliyor?

Atlı arabaların tarihe karışıp taksilerin çıktığı 1960'lı yıllardan 30-35 yıl sonra şehir merkezlerinde hatta ara sokaklarda kaldırımlarda yürümek park etmiş araçlar nedeni ile mümkün değildir.

Mersin imar planı hedeflerinde 20 yıl sonrası 1.200.000 kent nüfusu öngörülürken, bu nüfus artış hızı ile 2.000.000 nüfusa ulaşacağı hesaplanmaktadır. Bu ise mevcut yapılaşmanın 4,5 katı artması demektir. Bunun diğer ifade şekli ise çevremizdeki birçok verimli tarım arazilerinin konutlaşma adı altında yok olması anlamına gelmektedir. Çarpık bir kentleşme, çevre kirliliği, tarihsel, kültürel ve doğal kaynakların yok olması, kısacası doğanın katledilmesidir.

Büyümek her kentin doğal hakkıdır. Hatta büyümek gelişmek her kent için amaçtır. Ancak büyümenin faturasını, büyümeye neden olan yatırım projesi içerisinde çözebilecek yönetmelikler hazırlayarak imar hareketleri yönlendirilmelidir. Ya kaynak yaratılmalı, ya da yapı sınırlaması getirilerek kentin büyümeme hakkı kullanılmalıdır. Mevcut kent dokusunda yaya yolları, oto yolları, kanalizasyon, PTT alt yapısı tamam değilken, finansman yetiştirilemezken ne pahasına olursa olsun büyümek, küçülmenin, yok olmanın diğer bir şekli olacaktır.

İnsan ömrü takvim yaprakları ile sınırlıdır. Kent ömrü ise asırlarla ölçülür. Büyük tabii afetler, savaşlar olmazsa yok olmaz. Eskiyen kent tarihi bir mirastır. Kentin yenilenmesine katkı sağlayan turistik bir akardır. Bu anlamda hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz.

Tüm kentsel alt yapıyı yeniden yapılandırmak için son bir kez yıkalım. Kıyı kenti Mersin'in ve kent yaşayanlarının kirli havada boğulmaması için yeni bir yapılanmaya gitmek için hala zamanımız var. Çukurova'nın tarım deposu verimli tarım arazilerine, sahil bandında uyguladığımız katliamı uygulamayalım. Kentin gelişimini dağ yönünde tarım dışı alanlarda kullanalım. Toprak bolluğu açısından dünya ülkelerinin çoğundan daha şanslıyız. Çocuklarımızı konut olduğu iddia edilen çok katlı binalara mahkum etmemeliyiz. Onlar, doğarken yeşili tanımalı, bitkileri, hayvanları, böcekleri görerek tanıyarak büyümeyi hakkediyorlar. Kent yöneticileri bu iyi niyeti gösterirlerse alan olarak hiç bir problem yok. Yeşille kucak kucağa bir katlı, iki katlı yapılaşma çağdaş dünyayla bütünleşmenin bir yoludur.

İnsanların barınma mekanındaki tercihleri standart değildir. Aynı ailenin insanları bile mekansal konforda ayrı tercihlerde bulunmakta iken, insanları kapalı kutuyu andıran en küçük esintide, bir parça güneş ışığı aldığında umutlandıran modern hapishanelere mahkum etmenin haklı yanı olabilir mi?

Artık çanlar Mersin için çalmaya başlamıştır. İstanbul'da İzmir'de edebi literatürde yeni bir kavram olarak basında yer alan İstanbul varoşları (Varoş çocukları) edebiyatının Mersin'e uygulanmasını istemiyorsak, belediyeler, kamu yöneticileri, politikacılar ve sivil toplum örgütleri bir araya gelerek çözüm üretmelidirler.

Çağdaş Mersin'i yeniden kurmak için çok cesur olmak değil, politik kaygılardan arınmış olmak Mersin'i, Mersinlileri, insanları, doğayı ve çocuklarımızı sevmek yeterlidir.

1 yorum:

kemal dedi ki...

agzınıza saglık çok güzel analiz yapmışsınız