Tarım ve Tarihi Gelişimi

Çevre tarımının, Mersin ve İçel Tarımına olan etkisini dikkate alarak, önce Mersin'nin kuruluş yıllarında buralarda tarımın durumuna bir göz atmakta yarar görüyoruz.

19.uncu yüzyıl başlarında Çukurova Tarımı en kötü günlerini yaşamıştır. Osmanlı Devlerinin mali sıkıntıları nedeniyle çiftçiden peşin vergi alınması yoluna gidilmiştir. Böylece tımar yerine İltizam (Devlet gelirlerini toplama işini üzerine alma) sistemine ağırlık verilmiştir. Mültezimler, bir yıl içerisinde kendilerine ihale edilen vergilerden azami surette istifade etmek istemişler ve köylüye baskı yapmışlardır. Köylüler bu baskı altında çiftini çubuğunu satıp, köylerini terketmeye başlamışlardır ve böylece işlenmiş topraklar yerlerini otlak ve fundalıklara bırakmıştır. Bu durum Mısırlı İbrahim paşa'nın bölgeyi işgaline kadar devam etmiştir. İbrahim Paşa, Çukurova'da 1832 tarihinden 1841 tarihine kadar hakimiyetini sürdürmüştür. Bu dönemlerde Mersin daha bir köydür.

Tarıma büyük önem veren İbrahim Paşa, 1839 yılında bataklıkları kurutmak, araziyi tarıma elverişli hale getirmek ve bölgeyi kasıp kavuran sıtmayı yok etmek için çeşitli projeler hazırlamıştır. Avusturya'dan davet ettiği Russegger adındaki uzmana yeraltı araştırması yaptırdığı gibi, sulama projeleri de hazırlatmıştır.

Kıbrıs ve Suriye'den iyi cins hububat ve keza Mısır'dan iyi cins pamuk tohumları getirterek, hem islah edilmiş üretim temin edilmiş ve hem de tarım alanları arttırılarak bölgede iş imkanı yaratılmıştır.

İşçilere, o tarihler için oldukça yüksek sayılacak 8 kuruş yövmiye ile ayrıca yemek veriliyordu. Zamanın ilkel araçlarına rağmen, Çukurova'nın yıllık pamuk üretimi 50.000 balyalık rekolteye ulaşmıştı. Bu rakam, arazinin büyük kısmının hububata ayrıldığı düşünülürse, oldukça önemlidir.

Ancak, 1850 yılından sonra tarımda gerileme başlamıştır. İşlenen arazi genellikle, Adana - Mersin arasındaki kısımlar idi. Arıcılığa da önem veriliyordu, zira tüketim çoktu. Mısır'dan ithal edilen şekerin kilosu 6 kuruş gibi çok yüksek bir fiyata satıldığından, tatlıcılar şeker yerine bal kullanıyorlardı.

En fazla mahsul, hububat, yerli koza ve susamdı. 1885 kuraklığından sonra Mısır'dan yeni cins tohum getirilerek çiftçilere dağıtıldı. Yerli kozakapalı idi. Bu açık cins pamuğa, tohumu bedava dağıtıldığı için "iane" adı verilmiştir.

Çiftçilik Türklerin elinde idi. Rum ve Ermeniler daha zitade faizle para verirlerdi. Menafii Umumiye Sandıkları, ki Ziraat Bankası'nın başlangıcı sayılır, kurulduktan sonra çiftçi bunlardan kurtulmuştur. Nakil işleri beygir ve davarlarla yapılırdı. Kağnı arabası bölgeye ilk defa, Rus Harbinden sonra gelen muhacirlerle gelmiştir. Bugünkü iki tekerlekli arabalar ilk defa Tarsus'ta 1880 tarihinde kullanılmıştır.

Buğday ve Arpadan bire altmış ürün alınıyordu. Gübre kullanılmamaktaydı. Prinç ekimine kasabalar dışında izin veriliyordu. Pamuk ekilen arazi iki yılda bir defa dinlenmeye bırakılırdı. Hububat genellikle orakla biçiliyordu. Bu işte kadınlarda çalışıyordu. Ekim, ucu kıvrık demir bir aletle toprak karıştırıldıktan sonra yapılıyordu.

19.uncu asır sonlarında bölgede İngilizlerin ve Almanların pamuk üretimini geliştirmeye yönelik faaliyetleri görülmeye başlanmıştır. 1857'de kurulan Manchester Cotton Supply Ass. Şirketinin girişimi ile 1864 yılında Mısır'dan getirilen ve dağıtılan binlerce tohum ve ayrıca teknik yardımın bölgede pamuk tarımına yararı çok büyük olmuştur. Almanlar da I. Dünya Savaşı'ndan önce Türkistan'dan getirdikleri iyi cins pamuk tohumunu üreticiye dağıtmışlardı.

Mersin tarımı hakkında bu tarihlerde resmi belgelerde kısa da olsa bazı bilgilere rastlanmaktadır.

1268 (1880) tarihli Adana Vilayet Salnamesi'nde Mersin için aynen "Dahili kazada buğday, arpa, mahlut (karışık), susam, pamuk, akdarı, nohut hasılatı olur. Hasılatı mezkurenin ekserisi Avrupa'ya ve beledi mücavire (komşu illere) ihraç olunur" denmektedir. Ayrıca üretilen portakal, limon, elma, zerdali, seftali gibi değişik meyve ve patlıcan, bamya v.s.nin Adana ve Mersin'de sarfedildiği belirtilmektedir. 1892 tarihli salnamade ise, yukarıdaki bilgiler verildikten sonra ilaveten, yulaf, ak ve kum darı, mercimek, pirinç, soğan, patates, duhan(tütün), keten tohumu tarımı yapıldığı yazılıdır. 1893 tarihli salnamade, Mersin'de tarımın tahtadan yapılmış saban ve dövenle olduğu, bazı varlıklı kişilerin Avrupalı gibi saban, orak ve harman makinası kullanmaya başladığı belirtilmektedir.

Vital Cuinet, şimdiki Osmaniye Mahallesinin bulunduğu Hıristiyan Köyünde portakal, limon ve diğer meyve ağaçlarının ekili olduğunu ve ayrıca köyü Mersin'e bağlayan yol boyunca asma ağaçlarının sıralandığını yazmaktadır.

1903 yılında, Mersin'de tarıma elverişli olan arazi miktarı 156.800 dönümdür. 25.000 dönüm otlak, 55.000 dönüm taşlık ve gayri salip arazi ve 785 dönüm 142 adet bahçe, 155 dönüm 10 adet bağ mevcut bulunmaktaydı.

Eski aşar ve defterdarlık kayıtlarına göre Cumhuriyetten önce Mersin havalisinde 5.000 dönüm saha üzerinde mevcut dut, nar, kayısı, malta eriği, turunç ve çok az miktarda portakal ağacı bulunan 200 kadar bahçe mevcuttu. Portalak ağacı sayısı 10.000 kadardı. Ancak bunlar, suyu bol, fazla tatlı olmayan ve çok çekirdekli bir cinsti. Meşrutiyetin ilanından sonra Osmaniye mahallesi civarında bazı Ermeniler tarafından Dörtyol cinsi portakal yetiştiren birkaç bahçe kurulmuştur. Zengin Rumlardan olan Konstantin Mavromati, yine Osmaniye Mahallesi'nde 53 dönümlük bir bahçe kurmuştur. Bunun 30 dönümü Sakız ve Rodos'tan getirilen mandalin ve gerisi zeytinlikti. Yine Rum zenginlerinden Andon Lakerdapulos adındaki kişi de Osmaniye Mahallesinde 300 dönümlük bir bahçe kurmuştur. Bunun 30 dönümü narenciyeye ayrılmış olup, bahçede 200 portakal, 300 turunç fidanı ekili durumda idi. Bahçenin geri kalan kısmı değişik meyve ağaçlarından oluşuyordu.

Mersin içerisinde önemli bir bahçe de, mezarlık civarında eski su bendi bitişiğindeki portakal bahçesidir. Arsasını Abdullah Merzuk'dan satın alan Hanna Butros adındaki kişi, fidan ve aşılarını Filistin'den getirttiği ve o zaman adına Şammuti denilen Yafa cinsi ağaçlardan oluşan portakal bahçesini kurmuştur.

1913 yılı tarım sayımına göre Mersin'de:

  • 7.030.000 Kg. Buğday,
  • 599.000 Kg. Arpa,
  • 423.000 Kg. Mısır,
  • 762.000 Kg. Yulaf,
  • 193.000 Kg. Baklagil,
  • 68.000 Kg. Nohut,
  • 546.000 Kg. Pamuk,
  • 260.000 Kg. Patates
  • 19.000 Kg. Soğan

üretildiği tespit edilmiştir.

1927 yılında Mersin'de 3 Fiat ve 18 Ferguson marka olmak üzere toplam 21 traktör vardı. Bu rakam aynı tarihlerde Tarsus'ta 160'dı.

Bu yıllardan sonra özellikle narenciye alanında büyük gelişme olmuştur. 1939 yılından sonra getirdiği gelirin cazibesi, birçok kişiyi narenciye bahçesi kurmaya sevketmiş ve Mersin ve çevresinde narenciye bahçeciliği gelişmiştir.

1942 yılının sert geçen kışı özellikle narenciye ağaçlarına büyük zarar vermiştir. Osmaniye Mahallesi civarı ve Mersin'e yakın diğer bölgelerde birçok narenciye bahçesi tamamen donmuştur. Birkaç yılda toparlanan bahçeler bu sefer 1950 yılının kışından zarar görerek tekrar donmuşlardır.

Narenciyenin 1962 yılındaki durumu

Mersin'de 3.298 dekarda 98.950 limon ağacı olup, üretim 21.723 tondur. Portakal ise, 30.837 dekarda 1.233.490 ağaçtır ve üretimi 68.815 tondur.

1965 yılından sonra elmacılık, şeftali ve bağcılık önem kazanmaya başlamıştır. Turfanda sebzecilik de özellikle Ova köylerinde gelişmeye başlamıştır.

Hiç yorum yok: